27 Şubat 2016 Cumartesi

MUTLU İNSANIN SIRRI: ÖZGÜVEN

Ortaokul ve lisedeyken bir edebiyat öğretmenimiz vardı: Saime öğretmen. Çok iyi bir eğitimciydi, şimdi daha iyi anlıyorum. Bizim dilimizden anlıyordu ve bize kazandırmaya çalıştığı özellikler vardı. Özgüven sözcüğü ağzından hiç düşmezdi. Ergen aklımızla dalgasını geçerdik ama kendisine saygımız da çoktu.
Saime öğretmenimin özgüveni neden bu kadar önemsediğini büyüdükçe, özgüvenin ne olduğunu anladıkça ve eksikliğinde neler olabileceğini gördükçe anladım. Şimdi çocuklarımı büyütürken bunu aklımdan hiç çıkarmamaya çalışıyorum.
Özgüven, yani kendine güvenme, insanın sahip olduğu maddi veya manevi herhangi bir güce sırtını dayamadan sadece kendi benliğine güven duymasıdır bana göre. Bu sebeple toplumda kendi benliğiyle, kendisi olarak var olmasıdır. Akademik başarısı, parası, makamı, ünvanı ve sair güçlerinden bağımsız olarak sadece insan olarak yaşamını sürdürmesidir.
Peki özgüvensiz insanlar nasıl davranır? 
Hani iş yerinde iş arkadaşının ayağını kaydırmaya çalışan insanlar vardır ya onlar kendine güveni olmayan insanlardır örneğin. Çünkü onlar için iş yerindeki pozisyonları tek varoluş sebebidir. Başkasının mutsuzluğu üzerine mutluluk kurduklarını sanırlar.
Ya da sırf çevresinden kabul görmek için zengin olmak isterler. Çünkü paraları olunca değer ve saygı göreceklerini düşünürler. Zengin olamazlarsa mutsuz olurlar.
Veya sırf bir ünvan ya da makam sahibi olarak kabul ve saygı göreceklerini düşündüklerinden gereğinden fazla hırsla çalışarak bir yere gelmeye çalışırlar. Gelemezlerse mutsuz olurlar. Eğer bunda başarılı olup bir mevki sahibi olurlarsa da şuursuz amirler, mantıksız yöneticiler olurlar. Toplum içinde ise kendini tanıtırken önce o ünvanlarını söylerler.
Ya da fiziksel görünüşlerinden bir türlü memnun olmazlar. Oram şöyle, buram böyle diyerek mutsuz olurlar. Çünkü insanların kendilerinde saygıya değer herhangi bir şey bulamayacağını düşünürler.
Kısacası özgüveni olmayan kişi herhangi maddi veya manevi bir güce sahip değilse mutsuz olur. Çünkü kendisi için herhangi bir saygı ve değer görme sebebi yoktur.
İşte bu sebeple çocuklarımız mutlu olsunlar istiyorsak onlara kazandıracağımız en önemli özellik özgüven olmalıdır bence. Bu bağlamda çocuklarımıza yapacağımız en büyük kötülük onlara "sen yapamazsın, sen beceremezsin" demek ya da daha kötüsü çocuklarımızın yanında başkasına "benimki yapamaz, benimki beceremez" demektir. Elbette çocukların yapamayacakları pek çok şey ve yapabilecekleri çok daha az şey var. Kimi tehlikeli olduğundan kimi fiziksel olarak bedenleri el vermediğinden bir çok şeyi tabii ki yapamazlar. Ama bunu biz biliyoruz. Onlar bilmiyor. Onları tehlikelerden koruyarak, onlara rehberlik ederek fiziksel olarak yeterli oldukları konularda birtakım şeyleri yapmaya teşvik etmeli, yapamıyorsa pes etmelerine izin vermeyip çaba sarf ederse yapabileceklerini öğretmeliyiz. Yaşlarına göre yapabilecekleri pek çok şey vardır. "Ben kendim giyinmek istiyorum" dediğinde "sen yapamazsın" demek yerine fırsat vermek gerekir mesela. Ya da kıyafetlerini yerine kaldırmasını sağlayarak, sofra kurmaya yardım etmesini isteyerek küçük sorumluluklar vermek gerçekten çok faydalı oluyor. Çünkü bir şeyi yapabiliyor olmak kendilerine güven duymalarını sağlıyor.
Herhangi bir şeyi yapamadıklarında onlara beceriksiz sıfatını yapıştırmak ise onlarda sadece başarılı oldukları durumlarda değer gördükleri hissini uyandırıyor. Bu yüzden başarısız olmak onlar için hayat boyu mutsuzluk kaynağı haline geliyor.
Aslında çok basit. Çocuğu koşulsuz şartsız sevildiğine ikna etmek, onu övmek ya da yermek yerine desteklemek ve ona yol gösterici olmak yeterli.
Elbette hayatta kendimiz dışında bizi mutsuz edecek bir çok şey var. Ama insan kendine güvenir ve kendisi olarak var olursa diğer mutsuzluklarla daha rahat baş edebilir. Düşünsenize mutsuzsunuz ve mutsuzluğunuzun kaynağı kendinizsiniz. Kendinizi değiştirmek mümkün olmadığından bu hayattaki en kötü şey olmalı.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder