Bundan 20 yıl önce, 30 Kasım
1994'te, babaannemi kaybetmiştik. Çok geç teşhis edilen, teşhis edilmesinden 13
gün sonra babaannemi alıp götüren hastalık lösemiydi. Ben daha çocuktum. O
yüzden babaannem benim çocukluk anılarımdır. Annemle babam tarlaya giderdi bize
babaannem ve dedem bakardı. O yüzden çocukluğumla ilgili anılarımda daha çok
babaannem vardır.
Babaannem
okuma-yazma bilmezdi. Yanlış bilmiyorsam 3 yıl üst üste ilkokul birinci sınıfa
gitmiş, okuma-yazma öğrenemeyince okuldan alınmış. Halbuki babaannem pratik
zekalı bir kadındı. Pratik çözümler bulma konusunda çok başarılı olduğunu
hatırlıyorum. Sattığı yoğurt ve sütten aldığı ya da alacağı paraların hesabını
iyi tutardı. Adını yazabilirdi ancak şunu biliyorum N harfini И şeklinde yazıyordu, ya da benzeri
"hatalar" yapıyordu. Hal böyle olunca insan düşünüyor gayet akıllı
bir insan neden okuma yazmayı 3 yılda öğrenemesin. Acaba babaannem disleksi
hastası mıydı?
Disleksi zeka ile ilgisi olmayan nörolojik bir
hastalık. Ancak birtakım becerileri öğrenmeyi ya da kullanmayı engellediği için
zeka sorunu olarak algılanabiliyor.
Disleksinin ne olduğuna kısaca bakarsak şunları
görüyoruz:
Okumayı öğrenmede zorluk çekme ile kendini gösteriyor.
Sesleri, sözcükleri, harfleri tersten algılayabiliyor ya da yazabiliyorlar.
Yavaş okumaya ve yüksek sesle okumaya neden olabiliyor.
Nörolojik ve çoğu zaman genetik bir hastalık.
Disleksi hastaları uygun eğitimle iyi birer
okur-yazar olabiliyorlar.
Disleksinin farklı etkileri olabilir. Kimi kişilerde
okuma-yazma, dil becerileri, okuduğunu anlama konularında zorlanma olarak
görülür. Kelimeleri, sesleri, harfleri ters algılayabilir ve/veya yazabilirler.
Bazıları kendilerini ifade etmekte zorluk çekerler. Okuduğum kaynakta kendini
ifade etme zorluğunu anlatan paragraf bana Mustafa Topaloğlunu anımsattı. Kim
bilir onun da teşhis edilmemiş bir disleksi sorunu olabilir.
Disleksinin etkisiyle okul çağında öğrenme konusunda
akranlarından geri kalan çocuklar belki de hastalıkları bilinmeden yetersiz
olarak sınıflandırılıyor, okuldan soğuyor, yapabilecekleri birçok şeyden de
uzaklaştırılmış oluyorlar. Belki babaannem de disleksi hastasıydı ve belki
doğru bir yöntemle eğitilseydi bambaşka olabilirdi hayatı. Okuduğum kaynaklarda
bu kişilerin dil becerisi gerektirmeyen tasarım, sanat, mimari, mühendislik
gibi başka alanlara ilgi duyduklarını ve bu alanlarda başarılı oldukları
yazıyordu. Babaannem bize el işi derslerimizin ödevlerinde yardım ederdi
mesela. Tutkal hamuruyla objeler yapmıştık onunla, hatırlıyorum. Yazları
tarladayken bizimle oturur çamurdan hayvanlar, çamurdan minik ekmek fırınları
falan yapardı bize. Babaannemin disleksili olup olmadığını hiçbir zaman
öğrenemeyeceğiz ama bu anılarla onu anacağız hep.
Disleksiye dönecek olursak:
Küçük çocuklarda harfleri tanımakta zorlanma,
konuşurken sesleri karıştırma, yeni sözcükler öğrenme ve bunları kullanmakta
zorlanma, alfabe, sayılar, haftanın günleri gibi sıralı sözcükleri öğrenmede
zorlanma, kafiyeli konuşma gibi özellikler varsa;
Okul çağındaki çocuklarda heceleme yapamama,
sayıları hatırlayamama, el yazısı yazma ve kalem tutmada zorlanma, yeni şeyleri
öğrenmek yerine ezberlemeyi tercih etme, okurken d ve b gibi harfleri birbirine
karıştırma, yönleri karıştırma ve matematik problemlerini anlama zorluğu varsa;
Gençler ve yetişkinlerde yeterli düzeyde okuyamama,
fıkra, atasözü gibi dolaylı anlatımları anlayamama, yüksek sesle okuma, zaman
yönetiminde zorlanma, bir olayı özetleyememe, yabancı dil öğrenirken zorlanma,
ezberleyememe gibi problemler varsa disleksiden şüphelenilebilir.
Okul çağında bu sorunu yaşayan çocuklar için farklı,
onlara özgü yöntemler uygulanması şart. Aksi takdirde ileride kapasitelerinin
altında işler yapan yetişkinler olma ihtimalleri yüksek.
Kaynaklar:
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder