20 Kasım 2014 Perşembe

Babaannem Disleksik miydi?

Bundan 20 yıl önce, 30 Kasım 1994'te, babaannemi kaybetmiştik. Çok geç teşhis edilen, teşhis edilmesinden 13 gün sonra babaannemi alıp götüren hastalık lösemiydi. Ben daha çocuktum. O yüzden babaannem benim çocukluk anılarımdır. Annemle babam tarlaya giderdi bize babaannem ve dedem bakardı. O yüzden çocukluğumla ilgili anılarımda daha çok babaannem vardır. 

Babaannem okuma-yazma bilmezdi. Yanlış bilmiyorsam 3 yıl üst üste ilkokul birinci sınıfa gitmiş, okuma-yazma öğrenemeyince okuldan alınmış. Halbuki babaannem pratik zekalı bir kadındı. Pratik çözümler bulma konusunda çok başarılı olduğunu hatırlıyorum. Sattığı yoğurt ve sütten aldığı ya da alacağı paraların hesabını iyi tutardı. Adını yazabilirdi ancak şunu biliyorum N harfini И şeklinde yazıyordu, ya da benzeri "hatalar" yapıyordu. Hal böyle olunca insan düşünüyor gayet akıllı bir insan neden okuma yazmayı 3 yılda öğrenemesin. Acaba babaannem disleksi hastası mıydı? 

Disleksi zeka ile ilgisi olmayan nörolojik bir hastalık. Ancak birtakım becerileri öğrenmeyi ya da kullanmayı engellediği için zeka sorunu olarak algılanabiliyor. 

Disleksinin ne olduğuna kısaca bakarsak şunları görüyoruz:

Okumayı öğrenmede zorluk çekme ile kendini gösteriyor.
Sesleri, sözcükleri, harfleri tersten algılayabiliyor ya da yazabiliyorlar.
Yavaş okumaya ve yüksek sesle okumaya neden olabiliyor.
Nörolojik ve çoğu zaman genetik bir hastalık.
Disleksi hastaları uygun eğitimle iyi birer okur-yazar olabiliyorlar. 


Disleksinin farklı etkileri olabilir. Kimi kişilerde okuma-yazma, dil becerileri, okuduğunu anlama konularında zorlanma olarak görülür. Kelimeleri, sesleri, harfleri ters algılayabilir ve/veya yazabilirler. Bazıları kendilerini ifade etmekte zorluk çekerler. Okuduğum kaynakta kendini ifade etme zorluğunu anlatan paragraf bana Mustafa Topaloğlunu anımsattı. Kim bilir onun da teşhis edilmemiş bir disleksi sorunu olabilir. 

Disleksinin erken yaşta teşhis edilmesi ve ardından alternatif eğitim yöntemlerinin uygulanması bu hastaların başarıya ulaşmalarını sağlayabilir.

Disleksinin etkisiyle okul çağında öğrenme konusunda akranlarından geri kalan çocuklar belki de hastalıkları bilinmeden yetersiz olarak sınıflandırılıyor, okuldan soğuyor, yapabilecekleri birçok şeyden de uzaklaştırılmış oluyorlar. Belki babaannem de disleksi hastasıydı ve belki doğru bir yöntemle eğitilseydi bambaşka olabilirdi hayatı. Okuduğum kaynaklarda bu kişilerin dil becerisi gerektirmeyen tasarım, sanat, mimari, mühendislik gibi başka alanlara ilgi duyduklarını ve bu alanlarda başarılı oldukları yazıyordu. Babaannem bize el işi derslerimizin ödevlerinde yardım ederdi mesela. Tutkal hamuruyla objeler yapmıştık onunla, hatırlıyorum. Yazları tarladayken bizimle oturur çamurdan hayvanlar, çamurdan minik ekmek fırınları falan yapardı bize. Babaannemin disleksili olup olmadığını hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz ama bu anılarla onu anacağız hep.

Disleksiye dönecek olursak:
Küçük çocuklarda harfleri tanımakta zorlanma, konuşurken sesleri karıştırma, yeni sözcükler öğrenme ve bunları kullanmakta zorlanma, alfabe, sayılar, haftanın günleri gibi sıralı sözcükleri öğrenmede zorlanma, kafiyeli konuşma gibi özellikler varsa;

Okul çağındaki çocuklarda heceleme yapamama, sayıları hatırlayamama, el yazısı yazma ve kalem tutmada zorlanma, yeni şeyleri öğrenmek yerine ezberlemeyi tercih etme, okurken d ve b gibi harfleri birbirine karıştırma, yönleri karıştırma ve matematik problemlerini anlama zorluğu varsa;

Gençler ve yetişkinlerde yeterli düzeyde okuyamama, fıkra, atasözü gibi dolaylı anlatımları anlayamama, yüksek sesle okuma, zaman yönetiminde zorlanma, bir olayı özetleyememe, yabancı dil öğrenirken zorlanma, ezberleyememe gibi problemler varsa disleksiden şüphelenilebilir. 

Okul çağında bu sorunu yaşayan çocuklar için farklı, onlara özgü yöntemler uygulanması şart. Aksi takdirde ileride kapasitelerinin altında işler yapan yetişkinler olma ihtimalleri yüksek. 

Kaynaklar: 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder