Yine de biraz yazayım: Uzmanlar, iki yaşı çocuğun özgürlüğü ilan ettiği yaş olarak tanımlar. Çocuk kendi başına yürüyebilir, koşabilir, istemediği şeyi yapmama özgürlüğüne sahiptir. İstemezse yemek yemez, su içmez hatta tuvaletini bile yapmaz. İşte çocuk bu tür özgürlüklerini fark edince ne yapacağını şaşırıyor yavrum. Her şeye hayır demeler, durup dururken ağlama krizlerine girip çıkmak bilmemeler, anneden ya da kardeşten 'bi ısırık' almalar, "küçük ekmek istiyorum" diye ağlayıp küçük ekmek verince "büyük istiyorum" diye saçma sapan ağlamalar... Bu liste o kadar uzun ki... Ha, bir de o uzun süren anlamsız ağlama krizlerinin bir anda, bıçakla kesilir gibi kesilmesi, 5 saniye önceki halinden eser kalmaması da çileden çıkarıyor insanı tabi. O hiçbir şey yokmuş gibi eğlenmeye başlıyor ama ana-babanın sinirleri gerilmiş bir kere kendilerine gelemiyorlar onun yaptığı gibi. Örneğin dün akşam yemek yememek için ağlamalar, huysuzluklar sürüp giderken Kerem bi anda aslında musakka olan yemek hakkında "anne de ne güzel patlıcan köftesi yapmış" dedi ve Kaan o an ŞAK diye sustu ve yemeğinden yemeye başladı, sonra tabağındakini bitirdi bir daha istedi. Biz de sinirden ne yediğimizi anlamadan bi şeyler yedik işte.
Bu ataklar, ısırmalar, hayırlar, yani iki yaş sendromunun getirdikleri, güvenilen ve tanıdık birinin yanında olurmuş. Uzmanlar öyle diyor. Ben buna nazının geçtiği kişiler demek istiyorum. Çünkü tanıdığı ve güvendiği halde okuldaki öğretmenlerinin yanında yapmıyorlar bunları. Mesela okuldan çıkıp parka uğruyoruz orada biraz oyalanıp keyifli keyifli eve geliyoruz. Şeftali yer misiniz diyorum, üzüm var mı diyorlar, yok deyince al sana ağlama krizi, en az 30 dakika kesintisiz, daha sonra aralıklarla 1-2 saate çıkabiliyor. Diyelim bunu sadece biri yaptı ve diğeri sakin. Bir süre sonra diğeri de ona uyup basıyor yaygarayı. Ne ilgilerini çekip başka bir tarafa yönlendirebiliyorsun ne de isteklerini yerine getirerek susturabiliyorsun. Bu noktada söylemem gerek bu ağlama krizleri, ısırıklar vs. nedeniyle çocuğun her talebini de yerine getirmemek gerekiyor. Yoksa ona ağlayarak her şeyi elde edebileceği gibi yanlış bir bilgiyi öğretmiş oluruz. Bazen çok sıradan su ya da atıştırmalık ekmek falan isterken bile bunu ağlayarak söylüyorlar. Bu durumda benim tercihim "bunun için ağlamana gerek yok. ağlamadan istesen de ben sana bunu vereceğim zaten" gibi şeyler söylemek. Ne kadar doğru bilmiyorum. Bazen de ne dediğini anlasam bile "ağlayarak söylediğin için anlamıyorum, ağlamadan söyler misin lütfen" diyorum. Bazen işe yarıyor bazen yaramıyor.
Gün içindeki bu gerginliklere bir de gece uyanmaları, hatta uyanıp ağlamaları eklenince iyice bozuluyor psikoloji. Sabır çekmekten, dişlerimi sıkmaktan başka da bir şey gelmiyor elimden. Zaten uzmanlar da öyle diyor. Sakin olun, bunun geçici bir süreç olduğunu bilin, bazen görmezden gelin, vs...
Kısacası evde özgürlüklerini ilan eden iki velet var ve kafalarına takacak huni arayan iki ebeveyn. Var mı şöyle güzel bi çift hunisi olan?
Not: Sokakta anasının babasının yanında bağırıp çağırarak ağlayan 2-3 yaş civarındaki çocuklar için "ayyy ne şımarık çocuk" demeyin "2 yaş sendromu gelmiş" deyin bundan sonra. Bir de ailelerine kızmayın çocuğu şımartmışlar diye, acıyın onların haline. Biz bunu hiç yaşamadık ama yaşamayacağımızın garantisi yok.
Kaynaklar:
Huysuzluk Krizleri - Çiğdem Bilgen Yeşilleten Uzman Klinik Psikolog
Terrible Twos and Your Toddler
Allah yardımcınız olsun ablacım, zor iş :( NURAL
YanıtlaSilBakalım bizimki nasil seyredecek... Allah kolaylık versin Nilgüncüm.
YanıtlaSil