23 Temmuz 2014 Çarşamba

Düşünceler, Hayaller ve Yaratılan Algılar

Sevgili Blogum,
Seni çok ihmal ettim biliyorum :)

Yoğun iş günleri ve sıcaklar birleşince yazasım, anlatasım gelmedi hiç.
Biraz nefes almak biraz da birikenleri yazmak için buradayım yine.

Aslında kafamdan çok şeyler geçti bugüne kadar bak bunu yazabilirim dediğim. ama yazmadım, bir türlü yazamadım işte.

Son günlerde sürekli  maziye dönüyorum :) Lise ve üniversite yıllarımı anımsıyorum. Hani koku hafızası vardır ya bir de şarkı hafızası var bence. Yıllardır dinlemediğin şarkıları dinlediğimde sürekli dinlediğim o eski zamanlarda yaşadıklarımı hatırlıyorum. Sanki o günlere o yerlere gidiyorum. Çok ilginç hakikaten.
Yalnız bu maziye dönüp durmamın sebebi nedir çözemedim. Yorgunluk olsa gerek diyorum. Aslında her şey çeviri yaparken dinleyecek müzik ararken başladı. Eskiden dinlediğim şarkıları müzikleri dinledikçe daldım gittim. Sonra o günlerden bugüne baktım. O günlerde kurduğum hayaller aslında gerçekleşmiş çoğunlukla. Ama neden sürekli bir yakınma ve memnuniyetsizlik var o zaman. Çünkü her şey tam da olması gerektiği gibi değil. Hayalini kurduğum gibi demiyorum, olması gerektiği gibi değil. O zaman da sorgulamaya başlıyorum işte. Neden???? Sonra şöyle diyorum: "herkes kendi seçimini yaşar." Öyle değil mi? İçinde bulunduğumuz duruma mecbur kalmış olsak bile mücadele etmemeyi biz seçmiş oluyoruz. (Ama bu kişisel gündelik hayat için geçerli tabi. Gazze'deki çocuklar ne seçim yaptı ne de mücadele edebilirdi) Kafam bunlarla doluyken o çocukları düşününce kızıyorum kendime, "kafama takıp üzüldüğüm şeye bak" diye. Çözümü, çıkar yolu olan şeylere üzülmemeyi, sadece umut ve mücadeleyi sürdürmek gerektiğini hatırlıyorum.
Bir hayalimiz var Kerem'le. Pılıyı pırtıyı toplayıp deniz kenarında küçük bir yerde yaşıycaz. Öyle emekliliği falan beklemeden. Niye bu güzel yıllarımızı büyük şehrin BÜYÜKLÜĞÜ altında geçirelim ki, diyoruz. Şimdilik hayal, henüz plan değil. Ama planlarını yapacağımız günler de gelecek, inanıyoruz. Umudumuz var, mücadeleye devam...

Bir de bugünlerde fark ediyorum ki insan içinde bulunduğu (çaresi ve çözümü olan) zor durumdan hakikaten bir şeyler öğrenebiliyor. O duruma gelmeden önce aslında fark etmediğin şeylerin farkına varabiliyorsun. Ya da yine hep sözde, hep teoride kulak dolgunluğun olan bir takım çok bilinen, hatta çoğu zaman klişe algısı yaratan bazı cümlelerin doğruluğunu yaşayarak öğreniyorsun. 

Yaşayarak öğrenmek deyince aklıma şu geldi: Çarkıfelek yarışması bir sosyal sorumluluk projesi, bir sosyal içerikli mesaj kıvamında geri döndü. Kredi kartı borçlarını ödüyorlar yarışmacıların, borçlar ödenmeden alışveriş yaptırmıyorlar bir de yorgan verip ayağınızı yorganınıza göre uzatın diyorlar. Yarışmacıların arasında birtakım aksiliklerle kart borcu altında kalan kişiler de oluyor her beğendiğini düşünmeden alma hastalığından muzdarip kişiler de. Düşünmeden harcama yapıp borçlarını kabartanlar  genelde kadınlar. Bu kadınlara kaç tane ayakkabıları olduğu soruluyor ve çoğu sayısını bilemeyecek kadar ayakkabısı olduğunu söylüyor. Bunları izlerken kapitalizm denen o şeyin milleti nasıl tuzaklara düşürüp tüketim çılgınlığı yarattığını düşünüyorum.

Televizyonlarda, gazetelerde, internette, mağazalarda, alışveriş merkezlerinde insanların algısını yönetecek şekilde yayınlar ve düzenlemeler var. Örneğin magazin programlarında sürekli ünlülerin ayakkabı tutkusundan bahsediliyor. Konuya içeriğe oturtabildikleri her yerde kadınların ayakkabı ve çanta görünce dayanamayıp aldığından söz ediliyor. Aslında burada bir algı yaratılıyor: "Sen de o televizyonlarda gördüğün kadınlar gibi olmak istiyorsan beğendiğin ayakkabıyı hemen al. Sen de ayakkabı hastasısın. Bir sürü ayakkabın olursa kadın gibi kadın olursun. Yoksa eksik kalırsın." Ya da giyim mağazalarında ne yapıyorlar: Erkek ve çocuk reyonu sadece bir katta o da -1 ya da 3. katta kadın reyonu giriş, 1. ve 2. katlarda. Kadın gördüğünü, beğendiğini dayanamaz alır. Ne kadar kolay görünür ve ne kadar çok olursa ürünler o kadar çok satılır. Kadınlarda kendileri hakkında yaratılan algının kullanılma-uygulama alanı orası da. Sonrası malum zaten cırt cırt çektir kartları, yüklen borçları. Sevmediğin işini yapmaya, sevmediğin patrona katlanmaya mecbur kal. Mutsuz insan ol. Mutluluğu yine o AVM'de ara. İşte oluşturulan kısır döngü bu.

Bu algıyı kitaplara yönelik yapsalardı nasıl olurdu bi düşünsenize. Bir ayakkabıyı sadece satın alırken mutlu olursun ama kitabı okurken, sende bıraktığı düşünce, duygu ya da bilgiyi kullanırken/hatırladıkça mutlu olursun. Sende iz bırakır kitap o iz seni ya zenginleştirir ya bilgilendirir ya haz verir. Bir şekilde mutlu eder seni ve mutlu bir insan olursun. Kitaplığına baktıkça mutlu olursun. Ayakkabılığına bakınca mutlu oluyorsan çok geçmiş olsun....

Bugünlerde daha çok şeyler dolanıyor kafamda ama bugünlük yetsin. Yakında yazarım yine blog. Kendine iyi bak ...

Bir başka Kamu Spotunda görüşmek üzere... :)



1 yorum: