26 Ekim 2015 Pazartesi

BİZİM OYUNLARIMIZ

Bebekliğin ilk aylarından sonra çocukların ihtiyacı sadece doymak, temizlenmek ve uyumak değil. Öğrenme ihtiyaçları var ve çocuklar her şeyi oyunla öğrenirler. Sabahtan akşama oyun oynarlar. Giyinmeyi oyuna çevirirler, banyoyu, yemek yemeyi hatta tuvalete gitmeyi... İşte tam da bu yüzden çocuklara yaptırmak istediklerimizi o işi oyuna çevirerek kolayca yaptırabiliriz. Mesela dışarıdan gelip ellerini yıkatmak için "banyoya koş, ben birinciyim, önce ben yıkayacağım ellerimi" demek "hadiii, ellerinizi yıkayın, hadiii" demekten daha çok işe yarar ya da oyuncakları oyuncak sepetine atarken aslında basketbol oynadıklarını zannederlerse daha kısa sürede ve daha kolay toplatabilirsiniz onları.

Oyun oynamanın asıl faydası bu değil tabi ki. Oyun, çocukların hem fiziksel hem de zihinsel gelişimleri için çok çok önemli bir araç. Çocuklarla birlikte oyun oynamak ise ebeveynler için o modern tabir olan "kaliteli zaman geçirme" aracı. Çocuk, anne ve babasıyla paylaşımda bulunmanın, birlikte bir şey yapıyor olmanın mutluluğunu yaşar ki kaliteli zaman denen şeyin hedefi bu mutluluk olmalıdır.

Ben çocukken anneme en çok söylediğim şey "canım sıkıldı" cümlesiydi. Özellikle tarlada geçirdiğimiz yaz tatillerinde, arkadaşlarımdan uzakta çok sıkılırdım. Annem de babam da bana oynayacak şeyler bulurlardı. Biz tütün ekmezdik, ama ben tütün dizmeyi çok severdim. Bir gün babamın şemsiye telini çekiçle ezerek tütün iğnesine benzetmeye çalıştığını ve benim de kavak yapraklarını o iğnelere dizdiğimi hatırlarım. Annemle bebeklerime elbise diktiğimizi, bahçedeki dalında fazla olgunlaşmış sebzelerle yemek pişirme oyunları oynadığımı anımsarım. Bunların dışında arkadaşlarımla sözüm ona bir çevre derneği kurmuş ve sokakta çöp toplamışlığımız da vardır. Yine arkadaşlarımla sokak tiyatrosu anılarımız da var. Ne güzel çocuklukmuş bizimki. Çoğu zaman bizim çocuklarımız böyle yaşayamayacak diye düşünür, üzülürüm. 

Belki biraz bu yüzden ve biraz da sevgili Oyuncu Anne Şermin Çarkacı'nın (https://www.facebook.com/oyuncuanne) verdiği ilham ve açtığı yol ile ben de evde çocuklarla her gün mutlaka oyun oynuyorum. Çalışıyorum, eve 18.00'da çocuklarla birlikte geliyoruz, tüm ev işleri de bana bakıyor, eşim de haftanın 6 günü saat 22.00'dan önce eve gelemiyor, yani çocuklarla o saate kadar baş başayız, vs. vs. Demek istediğim hiç kolay değil ama öncelik her zaman çocukların. Çünkü bu yaşta atılan temel, tüm hayatlarında onları ayakta tutacak. 

Naçizane, işinize yarayabileceğini düşünerek sizlere evde çocuklarla kimi zaman eğlenmek kimi zaman da yapmalarını istediklerimi yaptırmak için oynadığımız oyunlardan örnekler vermek istiyorum. 

    Bir akşam onlar oyun oynarken ben de çamaşır katlıyordum. Kendi oyunlarına olan ilgileri dağıldı ve bana sarmaya başladılar. Henüz katlamadığım, üzerinde kar tanesi ve penguen desenleri olan bir çarşafı yere serdim ve "burada hangi mevsim varmış?" diye sordum, "Kııış" diye bağırdılar. "Bu çarşafın üstü çok soğuk, uuuuu donuyoruzz ama bunun dışı yaz ohh, sıcacık" dedim. Başladık şimdi yaz, şimdi kış diye oynamaya. Onlar da bir oraya bir buraya zıplayarak ve kâh üşüyerek kâh ısınarak mevsimden mevsime geçmeye başladılar. Bir süre eğlendik beraber.

    Bir akşam yine oyun oynuyorlar. Bir anda akıllarına esti ve soyunmaya başladılar. Bir anda üst baş kalmadı ikisinde de. O an nereden aklıma geldi bilmiyorum "uzaya gidiyioruz, astronotların hemen astronot kıyafetlerini giymeleri lazım, çabuk uzay gemisi kalkmak üzere" dedim. O kadar hızlı giyinmelerine ben bile şaşırdım. Tabi sonra atladık uzay gemisine uzaya gittik, bir Zeynep 'şoför' oldu bir Kaan, sonra ikisi de 'kaptan' oldu. Bayağı güzel oynadık.

    Geçenlerde bir akşam baktım duvara gölgemiz vuruyor. Hadi gelin, deyip çağırdım yanıma ikisini de. Parmaklarımla yapabildiğim kadarıyla köpek, kuş yaptım. Onlar da kendilerince değişik figürler yapıp "bu ne, bu ne" diye sordular. Eğlendik...

    Son günlerde biraz akşam sporu yapıyoruz evde. Zeynep spor hocası oluyor ve pandomimi andıran hareketlerle akşam sporu yapıyoruz. Kaan pek katılmıyor bize, daha bağımsız hareketlerle spor yapıyor. Ben yoruluyorum, onlar yorulmuyor, arkadaş!

    Birkaç hafta önce bir cumartesi günü, normal şartlarda temizlik yapıyor olmam gereken saatlerde hastalık sebebiyle iş yapmaktan vazgeçtim ve tabi oyun oynamaya başladık. Büyük bir karton geçmişti elime daha önce ve onu oyun için kullanırız diye saklamıştım. Onu aldım geldim ve üzerine büyükçe bir gitar çizdim, sonra falçata ile kesip çıkardım. İpini de bağladık ve işte Zeynep'in gitarı hazır. Bir süre oyalandı onunla. Birkaç gün sonra evdeki tefi aldık, o da Kaan'ın çalgısı oldu, ben de oyuncak direksiyonu aldım ve vurarak çalmaya başladım. İşte size bir müzik grubu. Evde dolaşarak hem çaldık hem söyledik. Zeynep'in bestelerini tercih ettik genelde :)

    Bizim evde çok uzun zamandır "ev çatısı" diye bir oyun da var. Aslında minder ve örtüleri kullanarak yaptığımız bir nevi çadır oluyor "ev çatısı".  Her ne kadar Zeynep ve Kaan babasını, beni ve teyzesini davet etse de içeri ebat bakımından mümkün olmadığından bizler yalnızca kafamızı sokarak ya da dışarıdan katılıyoruz oyuna. Son günlerde minik bir el feneri bulduk. Onu da mandalla çadırın tavanına tutturuyoruz, o da ev çatısının lambası oluyor. Şimdi kalorifer peteğinin önüne kuruyoruz çadırı, sıcacık mis gibi. 

    Bazen de evcilik oynuyoruz. Ben hep bebek oluyorum. Onlar da annemle babam. Kendi kendilerine oynarken onların ikiz bebekleri oluyor. Bebekleri minik market arabalarına bindirip parka götürüyorlar, yemek yemeye gidiyorlar evin içinde gezerek.

      Park demişken, orada da oyun oynadığımız oluyor. Zeynep'in parkta sahne aldığı (!) zamanlarda ona alkış tutuyorum, "bravooo" diyorum; eskiden koşmaca oynardık ama artık onu oynamayı pek sevmiyorlar. Bir de parka kılıç, tabanca gibi oyuncak (!?!?) silahlarla gelen çocuklar oluyor. Bizimkiler de onlarla oynamak istiyor beni vuruyorlar, ben de hiç vurulmuyorum çünkü ben Süper Kadın'ım!! (Bu oyundan hiç hoşlanmıyorum.)

     Bu akşam evde bizi yeni bir oyun bekliyor. Dün gece elinde mendil sallayan halay başı Kaan önderliğinde ve kendince halay çeken Zeynep eşliğinde yatmaya gittik. Bu akşam halay çekmeyi öğreneceğiz birlikte. 


Not: Oyuncu Anne'ye açtığı yol ve verdiği ilham için sonsuz teşekkürler...

1 yorum:

  1. Zor şartlar altında yapılan, en kutsal annelik seninkisi Nilgüncüm. Çocuklarının şimdiden onlarca güzel anısı olmuş, ne mutlu sizlere...

    YanıtlaSil