Üniversiteden mezun olduktan birkaç ay sonra çalışma hayatına başladım. Ev arkadaşlarımla mutlu mesut bir hayatımız vardı. Saadetimiz dört yıl kadar sürdü. Ben evlenerek bekar hayatına 'hoşçakal' dedim ve çalışan evli bir kadın oldum. Her ne kadar bekar evinde, bir başka deyişle anne kucağından baba ocağından uzakta, yaşamanın ev idaresi konusunda insana büyük katkıları olsa da evlenince, durum biraz daha farklılaşıyor. Eşim, sağolsun, Türk standartların üzerindedir. Bu konuda kayınvalidemin hakkını yememem gerekir. Oldukça yardımcı, evcimen bir eşim var sayesinde. Zaman zaman bana bu da yetmiyor o ayrı. Neyse, evlenince işte genetik kodlarımız mı, sosyal kodlarımız mı bilmem bizi kadın olarak evin sorumluluğunu üstlenmeye zorluyor. Temizlik, yemek, çamaşır, ütü, alışveriş vs. vs. Allahtan her şeyin bir makinesi var. Olmasa halimiz ne olurdu bilmiyorum. Aslında burada da bir parantez açmam gerekir belki. Eskiden kadınlar belki 3-4-5-6 çocuktu, tarlasıydı, hayvanıydı derken bir de hiç bir yardımcı makinesi olmayan ev işleriyle nasıl başediyorlarmış bilemiyorum. Şöyle düşünüyorum: sanırım biz zamane kadınları kendimize zaman ayırma hakkımızı haklı olarak kullanmak istiyoruz. Eskiden bu işler kadının hayatının tamamıyken şimdi hayat bu işleri bitirip kendimiz için bir şey yaptığımız zaman başlıyor. Kendimize zaman ayıramıyorsak yaşıyor saymıyoruz kendimizi ki bence çok haklıyız. Konu daha fazla dağılmadan evlenince durum farklılaşıyor demiştim. Evlendikten iki yıl sonra ikiz çocuk sahibi olup bir de işe iki yıl ara verince durum daha da farklılaşıyormuş. Yaşadım, gördüm. Zor bir hamilelikten sonra biri kız biri erkek ikizlerimizi dünyaya getirdim. Bu arada işe iki yıllığına ara verdim. Okul hayatı, iş hayatı derken hiç kesintiye uğramayan ev dışı yaşam bir anda son buldu. Üstüne üstlük iki tane de bana bağımlı minicik şey gözümün içine bakıyordu. Gezmeyi, tozmayı, haftasonu bile evde kalamayıp dışarı çıkmayı çok seven ben bir anda eve kapandım. Anneliğe alışmak zaten zor zanaat, teker teker gelmeyince biraz daha zor oldu tabi. Evde kaldığım iki yıl çok zor bir dönem olmakla birlikte çocuklarımla bu kadar uzun zamanı birlikte geçirebildiğim, ilk iki yıl her şeyleriyle kendim ilgilenebildiğim için şanslı hissediyorum kendimi. O döneme dair zaman zaman birşeyler yazarım. Şimdi başlasam çok uzar konu. Ama şunu söylemeliyim ki anneliğe alışma sürecinde zaman zaman çocukları birine bırakıp keyfine bakmak istiyor insan, çocuklar uyusun da ben de eşimle bir birayı paylaşayım, hatta çocuklara biri baksın da ben de temizlik yapayım, yemek yapayım, kafamı dağıtayım diyebiliyor. Misal ablam bize gelir "hadi sen çocuklarınla oyna, ben yemeği yaparım" derdi. Ben istemezdim çoğu zaman. Çünkü o yemeği "aman çocuklar uyuyorken yapıvereyim" demeden, keyifle yapmak terapi gibi geliyordu. Bunun için, yani çocuklarla oynamayı değil de yemek yapmayı tercih ettiğim için, kendimi kötü hissettiğim zamanlar olurdu. Ama evdeyken bir gün bir TV programında (Turkmax-Her Şey Tadında) geçen bir konuşma yalnız olmadığımı hissettirdi. Tüm yeni anneler biraz nefes alabilmek için böyle yapabiliyordu. Çamaşırı sermek için balkona çıkmanın bile muhteşem bir şey olduğundan bahsediyordu sunucu. Yalnız olmadığımı bilmek aslında yaşadığımın normal olduğunu bilmekti.
Şimdi çocuklarım tam iki yaşında. Ben de bir aydır çalışıyorum. Aslında her şey yeni başlıyor. Birkaç haftaya kadar çocuklar kreşe başlayacak, annem eve dönecek. Akşam eve gelince eteğime dolanan çocuklarla beraber yemek yapmaya çalışacağım. Haftasonu geldi diye bir yandan sevinip bir yandan "temizlik yapmam gerek, ütüler de var" diye sıkıntı yapacağım.
Şimdi bu "yeni hayatta" yaşayacaklarımı, deneyimlerimi, hatta tavsiyelerimi yazmak istiyorum burada. Benim gibi kadınlara yalnız olmadıklarını, normal olduklarını fark etmelerine destek olmak, herkesle paylaşımda bulunabilmek istiyorum.
Bayağı yazasım var yani :)
Nilgün Hanımcım,
YanıtlaSilHayırlı olsun siteniz. Severek takip edeceğiz artık.
sağolun canan hanımcığım :)
SilBu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
YanıtlaSil